CTBUH Turkey İlk Etkinliğini Gerçekleştirdi

Yayın TarihiMart-Nisan, 2018 Yazdır

Yüksek Binalar ve Kentsel Yaşam Alanı Konseyi CTBUH Türkiye’deki ilk etkinliğini “Yüksek & Yeşil” temasıyla İstanbul’da gerçekleştirdi.

Turner International’ın ana sponsorluğunda düzenlenen etkinlik, 17 Ocak 2018 tarihinde Hilton İstanbul Bomonti Otel’de iki oturum halinde gerçekleşti. Yapı sektöründen yoğun bir katılımın gözlendiği etkinliğin açılış konuşmalarını, Turner Başkanı Abrar Sheriff ve CTBUH Başkanı Steve Watts yaptı.

Dünya üzerinde özellikle büyük metropollerde yüksek katlı binaların hızla artış gösterdiğini söyleyen Abrar Sherif, İstanbul’da 150 metrenin üzerinde 50 adet yüksek katlı binanın olduğunu, bu binaların görsel olarak göze hoş geldiğini ama bunun yanı sıra kentin tarihi dokusunu da değiştirdiğini belirtti. Abrar Sheriff İstanbul’da uzun süredir devam eden kentsel dönüşüme de dikkat çekerek, bu kapsamda önümüzdeki 20 yıl içinde kentteki binaların üçte birinin yenileneceğini ve bu süreçte kentin tarihi dokusunun korunması gerektiğine vurgu yaptı.

CTBUH Başkanı Steve Watts ise başkanı olduğu Konseyin aktivitelerinden bahsederek, yüksek binaların yaşam koşullarını zorlaştırmaması için işbirliği içinde oldukları kurumlarla, bilgi paylaşımı yaptıklarını, çözüm önerileri sunduklarını ve bu konularda ortak adımlar attıklarını belirtti. Yüksek katlı yapılardaki yaşam şartlarına da dikkat çeken Steve Watts, önümüzdeki süreçte Londra’da 455 yüksek katlı binanın yapılacağını ve bu binalardaki yaşam koşullarının ekonomik olarak daha zor olacağının da altını çizdi. Watts ayrıca, yakın gelecekte insanların şehri terk etmek zorunda kalacaklarını ve kentlerin yenilenirken betonlaşmaya yüz tutup yeşil alanları yok etmesinin önüne geçilmesi gerektiğini söyledi. Son olarak binaların yalnızca içiyle değil çevresiyle de uyum içinde olması gerektiğini belirtti.

Açılış konuşmalarını müteakiben, “Türkiye’de Yüksek Katlı Projeler Üzerine Yeşil Yaklaşımlar” ve “Türkiye’de Yüksek Katlı Projeler” başlıklı iki oturum gerçekleştirildi.

İlk oturumda Re-pie Gayrimenkul Fon’un Yönetim Kurulu Başkanı ve kurucu ortağı Dr. Emre Çamlıbel moderatörlüğünde; Altensis firmasından Emre Ilıcalı, Has Mimarlıktan Ayşe Erktin, Erke Tasarımdan Cemil Yaman, birer sunum gerçekleştirdi.

Altensis kurucularından Emre Ilıcalı, yüksek katlı binaların sürekli eleştirildiğini fakat buna karşılık sağlıklı bir yapılaşma ile yeşil alanların çoğaltılması için bunun doğru değerlendirilebileceğini belirtti. Ilıcalı ayrıca, gelecekte depremin etkilerinden kurtulmak için kentsel dönüşümün iyi bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Has Architects Ltd. ortaklarından Ayşe Erktin, bir kentte sağlıklı yaşamın sürdürülebilmesi için kişi başına 9 m2 yeşil alan bulunması gerektiğini, buna karşılık İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alanın 1,26 m2 olduğunu belirtti. Erktin, Avrupa ölçeğinde bakıldığında ise Londra’nın yüzde 33’ü, Berlin’in yüzde 14,4’ü, Paris’in yüzde 9,5’i yeşil alanken, bu oranın İstanbul’da yüzde 2,2 olarak tespit edildiğini söyledi.

Erke firması kurucularından Cemil Yaman ise Leed (Leadership in Energy and Environmental Design – Enerji ve Çevre Tasarımında Liderlik) sertifikalı binalar hakkında bilgi verdi. Leed Sertifikasının, dünyada ve Türkiye’de en çok tercih edilen çevreye duyarlı yapı sertifikası olduğunu belirten Yaman, Leed Sertifika Sisteminin çeşitli değerlendirmelere tabi tutularak yapılan puanlama sonucunda binalara; Uygun, Gümüş, Altın ve Platin seviyesinden birisinin verildiğini söyledi. Cemil Yaman dünyada 110.135, Türkiye’de ise 813 Leed Platin sertifikalı bina olduğunu belirterek, Memorial Bahçelievler hastane binasının Türkiye’deki ilk Leed Platin sertifikasına sahip bina olduğunu, bununla birlikte Rönesans Tower binasının da ilk yüksek katlı Leed Platin sertifikasına sahip olduğunu söyledi.

İkinci oturumda ise Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Vekili Kutay Orakçal’ın moderatörlüğünde; Tekeli-Sisa Mimarlıktan Mehmet Emin Çakırkaya, Miyamoto International’dan Yusuf Zahit Gündoğdu, RMJM Mimarlıktan Sotiris Tsoulos birer sunum gerçekleştirdi.

Tekeli-Sisa Architects’ten Mehmet Emin Çakırkaya konuşmasına “Yüksek binalarda her şey yolunda mı?” sorusuyla başladı. Dünyada ve Türkiye’de yapılaşma ile ilgili yoğun bir sürecin yaşandığını ve bunun artık geri dönüşünün olmadığını belirten Çakırkaya, 150 metrenin üzerindeki bina sayısı bakımından İstanbul’ un Avrupa’da birinci, Dünyada ise 9. sırada yer aldığını belirterek bu gerçekle yaşamaya alışacağız ve uyum sağlayacağız dedi. Çakırkaya İstanbul’da çok önceden inşa edilen Levent ve Ataköy’de çevre ile uyumlu yüksek katlı güzel bina örnekleri varken, günümüzde yüksek katlı binaların her gün yenisinin inşa edildiği özellikle Kavacık, Ataşehir ve Fikirtepe gibi bölgelerde geçmişten ders çıkarılmadan uyumsuz projelerin hayata geçtiği ve bunun da üzüntü verici olduğunu belirtti.

Miyamoto International Turkey Başkanı Yusuf Zahit Gündoğdu da yapılardaki sismik tehlike analizi ve rüzgâr etkisine değindi. Yüksek katlı binaların maruz kaldığı rüzgâr etkisine karşı bu etkiyi azaltacak önlemlerin alındığını ve bu yönde çalışmaların olduğunu belirten Gündoğdu, yüksek katlı yapıların deprem sonrası oluşan hasar sonucu kullanılamaz hale geldiğinde, yıkımı konusunda da çeşitli zorluklarla karşılaşıldığını belirtti. Bu etkilerin minimum seviyeye indirilmesi amacıyla çözüm olarak Sismik İzolasyona dikkat çeken Gündoğdu, 2011 yılında Japonya’da meydana gelen 9,0 büyüklüğündeki depremde, çevresindeki binalar sallanırken sismik izolatör kullanılan binanın bundan etkilenmediğini gösteren bir video kaydını katılımcılarla paylaşarak, sismik izolatörün yüksek katlı yapılardaki önemine değindi. Yusuf Zahit Gündoğdu, yüksek bina tasarımının uygun olmaması ve kat ötelemesi konusunun da göz ardı edilmesinin deprem sonrasında asansörlerin, ısıtma- soğutma ve cephe sistemlerinin sürdürülebilir olmasını engelleyebileceğini belirtti.

Son sunumda, yüksek katlı binaların insanların yaşam alanlarına etkisine değinildi. RMJM İstanbul mimarlık firması Yönetici Ortağı Sotiris Tsoulos, özellikle çok katlı büyük komplekslerin etrafına güvenlik amacıyla inşa edilen yüksek ve metrelerce uzunluktaki duvarların, insanların hareket kabiliyetini kısıtladığını ve kısa mesafelere çok daha fazla zamanda ulaşmak zorunda kaldıklarını belirtti. Tsoulos insanlar için inşa edilen bu tür binaların aynı insanların yaşamlarını zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı olması ve bunun için de binalar yapılmadan önce iyi analiz edilmesi gerektiğini söyledi. Sunumları müteakiben konuşmacılara birer plaket verilmesinin ardından etkinlik sona erdi.